“Sosyal Medya PAC-MAN gibi her şeyi yutuyor”

Sosyal medyanın hayatımızdaki yeri anne-bloggerlık, fotoğrafçılık ve influencer kavramları üzerine Sosyal Medya Uzmanı Yeşim Mutlu ile bir röportaj yaptık. Sosyal Medya için PAC-MAN gibi her şeyi yutuyor benzetmesini yapan Mutlu, ‘’Dijital medyanın ansiklopedisi gibiyim herkesin ilk halini biliyorum. Kendimi öyle hissediyorum’’ dedi.

Sosyal medya bağımlılığı nedir? Çocukların ve annelerin sosyal medyadaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sosyal medya bağımlılığı; Maryland Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma sonucuna göre insanların sosyal medyadan uzak kaldığında panik yaşamaları, strese girmeleri, yalnız ve güvensiz hissetmeleridir.

“Çocuklarınızı Sosyal Medya Yıldızı Yapmayın!” yazımla Türkiye’de çocukların mahremiyetine önem verilmesine dikkat çekmek istemiştim. Alanında ilk yazı olduğunu düşünüyorum. “Sosyal medya reklamlarında bebek ve çocukların kullanılması, sosyal medyada çocuklarımızın fotoğraflarını paylaşmanın neden tehlikeli olduğuna dair detaylı bir yazıdır. Konuyla ilgili yurt dışında bununla ilgili yasalar mevcut, çocukların güvenliği ile ilgili kamu spotları kullanılıyor. 12 yaşındaki kızım için daha doğmadan bir web sitesi kurmuştuk ancak arkadaşları tarafından mobbing’e uğradığı için 3 yıl önce web sitesini kapattık. Türkiye’de “Sosyal Medyada Çocuk Mahremiyeti”ni anlatmak ve sosyal sorumluluk projesine dönüştürerek anlatmak istedim. Birçok global markalara gittim ama hiç kimse çocukların kullanılmadığı bir medya planlaması istemedi. Bütün markalar anneler ile çalışmak istiyor. Şu anda Y ve Z kuşağı gündemde bu çocuklar teknoloji ile doğuyorlar anneleri de teknolojik olduğu için anneler bloggerlığa soyunuyor. Kişisel olarak hala çocukların mahremiyetine yönelik çalışmalarda yer almaktan mutluluk duyuyoum. Asla inandığım doğrulardan vazgeçmedim. Üç kız annesi olarak kızlarıma da bunu öğretmeye çalışıyorum.

Sosyal medya doğallığı ne ölçüde etkiledi ve sizin iş yaşamınıza ne gibi etkileri oldu?

Kurumsal hayatımda uzun yıllar sağlık sektöründe çalıştığım için güncel gelişmeleri yakından takip ediyorum. Hayatımda doğal olmayan hiçbir şeye yer yok. Kişisel olarak hayatımda kullanmadığım ürünlerle ilgili olarak asla bir çalışma yapmam. Örneğin; içeriğinde alkol ve paraben vb. içeren projelerde yer almadım.

Anne bloggerların ilklerinden biriyim. Anneleri bilinçlendiriyoruz, aslında sırf buna odaklansak çok güzel işler yaparız. Blogger anne toplantılarını iş ticaret boyutuna dönüştüğü için bırakmak zorunda kaldım. Hepimiz para kazanalım tabi ama bir etiği olmalı. Blogger anne ve babaları bir araya getirmeye başladığım o günler de çok kişi ajans açmamı istedi. Beraber ajans açmak için teklifler verdiler. 2011 yılında dijital ajans açmak isteseydim; o zamanlar sektörde dijital ajans yoktu; benzersiz olurdum ama benim öyle bir hırsım yoktu neden bıraktım onu da söyleyeyim. Her ayın ikinci cuması blogger anne ve babalar olarak bir araya geliyorduk. Her toplantıda da sosyal sorumluluk projeleri, ihtiyaç sahiplerine destek vb. konularımız oluyordu. HİPPO adında bir dernek vardı hapishane de ihtiyaç duyulan kadınlarla ilgili. Son blogger toplantısı için bu dermeğe destekte bulunalım diye bir ay önceki buluşmada plan yapmıştık. Bu arada o kadınların ihtiyaç listesi Adalet Bakanlığı tarafından sağlanıyor. O listede yazan ürünler dışında ürün getirmek söz konusu değil. Mayıs 2012’de ki bu toplantıya destek vermelerini ve ihtiyaç duyulan ürünleri getirmelerini istedim.  Maalesef toplantıya sadece 6 kişi geldi. Hepsi o gün Bebek Parkı’nda yapılan bir etkinliğe; farklı bebek ürünleri marka ve standlara gitti. Bakıyorum her çalışmada en önden gidiyorum ama arkamda kimse yok. HİPPO Derneği ile ilgili Seda Sayan’ın programına çıktık. Derya Özel ve Hanzade Acar ile. Adalet Bakanlığı’ından izin almadan yayına çıktık bize ihbarda bulunuldu. Türkiye’de bazı şeylerin yolunu yordamını bilmek gerekiyor ama ben hiçbir zaman sosyal sorumluluk projelerinden vazgeçmedim

“Ben dijital medyanın ansiklopedisi gibiyim”

Aktif sosyal sorumluluk projeniz var mı?

Şu an aktif olarak bir sosyal sorumluluk projesi yürütmüyorum ama yakın zamanda 2 tane olacak. Kanserli Çocuklara Umut Vakfı’nın (KAÇUV) her daim gönüllüsüyüm. Daha önce de Lösemili Çocuklar Vakfı’nda (LÖSEV) 2 sene gönüllü fotoğraf eğitmenliği yaptım, engellilerle çok uzun süre çalıştım.

PR amaçlı sosyal sorumluluğun kullanılması çok doğru bulmuyorum, bir elin yaptığını diğer el bilmemeli bence.

“Eskiden trendleri yaratırım” diyordum. Şimdi biraz her şey trend olmanın ötesinde. Anne olmanın da etkisiyle biraz öngörebiliyorum. Önemli kurumsal iletişim işlerine imza attım. Twitter’a da yazdım. “Ben dijital medyanın ansiklopedisi gibiyim herkesin ilk halini biliyorum”  kendimi öyle hissediyorum.

 

 

 

“Ben geleceğin teknoloji de olduğunu anladım”

Daha önce hangi projeler de yer aldınız?

Basın, sağlık ve sigorta geçmişim var, beni hazırlayanlar bunlar. Acıbadem Hastanesi’nde en son İVF koordinatörüydüm. Eşim ile tanıştığımız dönemde eşim kendi kliniğinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak çalışıyordu. Benim eşimle benzer bir iş alanında farklı bir kurumda çalışıyor olmam; eşime bilgi aktarımı olabileceği gibi bir durum yaratacağı için etik olmaz diye düşünerek işten ayrıldım. İşten ayrılmadan önce de kendi danışmanlık şirketimi kurdum. Sağlık sektörünün ilk danışmanlık şirketi; MAYISDA (Maya iletişim ve Strateji Danışmanlık)

Ben zaten teknolojinin 99’dan beri içindeyim. Çok fazla okumaya araştırmaya başladım. Türkiye’nin ilk arama motoru Hokkabaz’da editör olarak çalıştım. Bunun dışında Sanal.com vardı orada yazılar yazıyordum. İnternet maceram bu mecralarla başladı.

Teknolojiyi çok sevdiğim için 2005 yılında bir blog açmaya karar verdim. Tabi o zaman bloglar yoktu, bloğumda yazılarımı yayınlamaya başladım. Acıbadem Sağlığa da blog açmayı teklif ettim. Çalıştığım kurumda beni çok destekliyorlardı. İlk banner reklamını biz verdik. Dijital reklam verince Hürriyet ve Mynet’le tanıştım böylelikle o sektörü de görmüş oldum. Geleceğin teknoloji de olduğunu o zaman anladım.

2007 yılında Facebook, 2009 yılında ise Twitter çok yoğunlaştı Twitter’da TWESTİVAL adıyla bir etkinlik düzenleyip Afrika’da ihtiyaç sahiplerine su kuyuları açtırdık. 2010 yılında hayatımıza Instagram geldi, Instagramın ilk kullanıcılarından biriyim teklif onlardan geldi eskiden öyleydi.

“Hayatımda birçok şey değişti ama teknoloji hiç değişmedi

Bizim emziren anneler diye Yahoo gurubumuz vardı. Birçok ünlü isimle çalışma imkanım oldu.

2010 yılının Temmuz ayında Dr. Harvey Karp Türkiye’ye geldi. Dr. Harvey Karp’ın İstanbul’da bir seminer vereceğine kimseyi inandıramadım. Sonra etkinliğin afişini gönderdim ondan sonra inandılar, toplantıya 300 kişi geldi.

2011’in Ekim ayında bir arkadaş toplantısı yaptık, orada anons ettim; her ayın 2’nci Cuma’sı toplanıp, blogger annelere bir araya geleceğiz diye. Şartımız; “En az 3 aylık bir blogu olacak ve yazı yazacak” ilkini Blogger’s Base cafede yaptık. Birçok sponsorumuz oldu. Dijitalle birlikte hepsi birbirini getirdi. Hiçbir şeyin peşinde koşamadım. 2012 yılından sonra bakış açım çok değişti ve sosyal medyayı ben yönetmeye başladım. Hayatım çok daha güzelleşti.

Sosyal Medya hesaplarınızı siz mi yönetiyorsunuz en çok nelerle karşılaşıyorsunuz?

Sosyal medya kanallarımın hepsini tamamen ben yönetiyorum. Etik olarak da sosyal medyada insan haklarına saygılı bir duruş sergiliyorum.  Sosyal medyada rezil de olabilirsiniz vezir de olabilirsiniz, ben vezir olmak istiyorum. Sosyal medyanın bir kaos yaratmasını istemiyorum.

Geçtiğimiz eylül ayında bir linç yaşadım. Mercedes Benz iş birliği kapsamında birçok influencer ile çalışıyor. Ya da farklı influencerler talep de bulununca gönderiyor.  Arkadaşlarla aramızda esprili bir konuşma geçti. Herkes iş birliği kapsamında Mercedes Benz’den araba istiyor. Eşimin Mercedes’i var. Bende Instagram hikayeme fotoğrafla birlikte “Sponsorum sağ olsun @mutludr #mbfwi tabi ki Mercedes’le gidecektim” diye ama kendimle dalga geçiyorum. Bu paylaşımımı bir hesap alarak kendi hesabında paylaştı. Sonrasında aldı yürüdü linç. Vay efendim ben nasıl görgüsüzmüşüm, ironiyi dahi anlamıyorlar.

“Beni en çok üzen hayatına dokunduğumuz insanların bizim hakkımızda kötü yorumlar yapması oldu.”

Eskiden ünlülere magazin programlarıyla ulaşılırdı, şimdi herkese sosyal medya üzerinden ulaşılabiliniyor. Bu sebeple de herkes herkese söz söylemeye hakkını kendinde buluyor.

2014 yılında bir davette Ayşe Arman katılan kişilerle bir röportaj yapmıştı. Merak eden Youtube kanalımdan izleyebilir. Ayşe Arman’a “sosyal medya saldırı ile nasıl baş ediyorsunuz” diye sordum “Hiç önemsemiyorum, görmezden geliyorum” demişti, bende onu yapmaya çalışıyorum. Röportaj vb. yaptığım için bana küçük Ayşe Arman mı olmak istiyorsun derler ama hiç öyle bir derdim yok, kendisini çok severim.

Fotoğrafçılık yönünüzün olduğunu ne zaman keşfettiniz?

2004 yılında şu an Almanya’da yaşayan arkadaşım Mehmet Werner sayesinde fotoğrafçılığa başladım.

Mehmet ile bir çekime gitmiştik, gittiğimiz çekimde Mehmet fotoğraf çekmiyor ama çeken fotoğrafçıya danışmanlık veriyordu. O süreçte Mehmet’in 63 model analog makinasıyla bir kaç kare çektim. Sonra Mehmet dedi ki, “Yeşim sen iyi fotoğraf çekiyorsun. İster taş çek, ister kum çek ama mutlaka fotoğraf çek, gözün çok iyi.”

Son çalıştığım Acıbadem Sağlık Gurubunda bütün prodüksüyon medya işlerini ben takip ediyor ve seviyordum. Fotoğrafa da ilgim vardı ama yeteneğim olduğunu bilmiyordum, bu sayede öğrenmiş oldum.

2005 yılında Muammer Yanmaz’ın “40 haramiler” fotoğraf kursuna gittim. Eşim de kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olunca doğum fotoğrafçılığına yoğunlaştım. O yıllar doğum fotoğrafçısı çok az sayıdaydı. 2014 yılına kadar da doğum fotoğrafçılığını sürdürdüm. Birçok kişinin hayatına fotoğrafla dokundum.

Posta Gazetesi’nde muhabir olan bir arkadaşımın yeğeni doğacaktı. “Konuyu senin kadar iyi bilmiyorum bir yazı hazırlar mısın?” dedi. Bende “doğum fotoğrafı nasıl çekilir” diye bir yazı yazdım. O zaman bu yazıyı tamamen onun için yazdım. O kadar çok mesaj aldım ki bazen hangi yazının neye hizmet edeceğini hiç bilmiyorsunuz. Birçok fotoğrafçı onu okuyarak gitmiş. Sonra birçok doğum fotoğrafçılığı kursları oldu ben hiçbir zaman kurs vermedim. Ben herkesin kalbinden fotoğraf çekebileceğine inanıyorum. Geçen sene 2 tane doğum çektim. Doğum benim çok sevdiğim bir şey, şu an pek mümkün olmuyor ama her zaman her şey olabilir.

Sosyal medyadaki fotoğraflarımı da en doğal halimle çekiyorum ve sosyal medyada filtre kullanmıyorum.

İnsanların fotoğraf merakını nasıl değerlendiriyorsunuz?

2015’te açtığım “yesimmutlu71” isimli Instagram fotoğraf hesabım var. 16 bin takipçisi bulunan hesabımdaki görsellerin yüzde 80’i iphone çekimi.

Instagram’a özel etiketleri sık sık takip ediyorum aynı fotoğraflardan çok sıkıldım. Instagram’da bulunan paylaşımlarda aynı yerler, aynı pozlar, aynı tatiller, bu artık değişmeli. Instagram’da herkes birbirinin aynısı.

Bu hayatta bir strateji belirlerseniz o stratejiden giderseniz her şey olursunuz ama insan olur musunuz? Bence onu sorgulamanız lazım insanlığınızı biraz kaybedebilirsiniz. Paranın beni satın almasını istemiyorum, ben parayı satın almak isterim. Benim bakış açım sosyal medyada bu.

“Bencil bir kadın değilim, hayata, insanlara nasıl dokunurum diye düşünüyorum”

Sosyal medyada ünlü olduğunuzu nasıl anladınız?

Ben zaten marka tescilli bir kadınım, güzel projeler yaptım. Kızımın 365 gününü çektim mesela bu Türkiye’de ilktir. Geçmişte de çok önemli işler yaptım. Çok güzel insanlarla tanıştım. Ben hala marka tescilli bir fotoğrafçıyım, hem bloggerım dünyanın buna evrildiğini görünce ben de buna yöneldim.

Bencil bir kadın değilim, hayata, insanlara nasıl dokunurum diye düşünüyorum.

Bilinilirlik anlamında anneler birbirimizi takip ediyoruz. Ben sadece Yeşim Mutlu olarak yaptığım işlerle konuşulurum. Bir anda ünlü olmadım sindire sindire ilerlerdim. Ünlü müyüm? Bilmiyorum. Bir arkadaşım bana “sen tam aradasın, ne ünlüsün ne de değilsin ama halkın da üstündesin” dedi. Ama ben hiçbir zaman o topun içine girmedim. Türkiye’de pasta çok büyük herkesin kendine göre bir alanı var. Sosyal medyanın çok başında olduğumuzu düşünüyorum.

Türkiye’deki sosyal medya gidişatı sizce nasıl?

Aslında biz birebir uyumluyuz. Pazarlama olarak çok hızlı büyüyoruz ve çok başarılı ajanslarımız var ayrıca Türkiye’deki influencer ve reklam ücretleri daha düşük. Türkiye oldukça şanslı çok genç bir nüfusa sahip ve geleceği onlar şekillendirecek. İleride birçok yazılımcı ve mobil uygulamacı yetişecek.

Kızlarınız ile iletişiminiz nasıl?

Telefon kullanımıyla ilgili kurallarım var. 12 yaşına kadar kızıma Facebook açamazsın dedim. Instagram hesaplarını ben açtım, Whatsapp grubu yok. Telefonuna şifre koydurmuyorum, kontrol edebilmem gerekiyor. İçinde bulunduğumuz dünya tehlikeli ve maalesef teknoloji zekayı azaltıyor. Ben sınırlı ve kontrollü kullanımı doğru buluyorum. Doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yazmaktan vazgeçmeyeceğim ama yeni bir bakış açısı kazandırabilirsem ne mutlu bana. Ailelere, okul ev konumu paylaşmayın diyorum. İleride dijital kimlikler olacak ve şimdiden dijital kimlikler de birçok güven açığı var. Teknoloji güzel bir şey ama kötü kullanılmamalı, temiz içeriklerle doldurmalıyız, dijital ayak izi çok önemli.

“Sosyal medyada narsizm almış başını gidiyor”

Sosyal medya bizim ilişkilerimizi nasıl etkiliyor?

Siz sosyal medyayı yönetemezseniz eğer çok olumsuz etkiler. İnsanlar artık sofrada bile konuşmuyor. Kıskançlık, rekabet, mutsuzluk almış basını gidiyor. Bu durum insanları yalnızlaştırıyor. Narsizm almış başını gidiyor. Ben bu alanda uzman değilim ama kendi deneyimlerimi anlatıyorum. Danışmanlık açısından mutlaka işin uzmanına gitsinler bağımlı olmasınlar. Detoks yapsınlar. Sosyal medya ilişkileri yalnızlaştırmamalı.

Kadın ve erkeğin sosyal medya kullanımı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Erkekler kadınlar kadar sosyal medyanın içinde yaşamıyorlar ama bu yolla ünlü olmak isteyenler de bunun için çaba harcayıp destek alıyorlar. Erkekler için sosyal medya kadınlara göre az olsa da kullanım oranı geçmişe göre artmış durumda. Erkekler genellikle otomotiv ile ilgili şeyleri takip ederken kadınlar ise magazin konusunda sosyal medyada aktif.

Sosyal medya influencer’ları nasıl çalışıyor?

Influencer Marketing anlamında belirli çok hızlı marketing ajanslar açılıyor. Türkiye’de influencer sözleşmesi çok nadir yapılıyor. Geçen sene Netflix’le çalıştım, sözleşme yapmamız gerektiğini söyledim ve yapıldı. Her çalışmada influencer’ın de sözleşme yapması gerekiyor. “Kuralsızlık kuraldır” diyenlerle bu iş yapılmaz.

Üniversitelerde yeni medya ile ilgili bölümler açıldı bunlar ne seviyede?

İletişim fakültelerinde sosyal medya eğitimi artık başladı. Şu ana kadar olanlar yani bizler alaylıyız. Çok rahatlıkla sosyal medya ile ilgili dersler verebilirim, yapmış olduğum çalışmalar ortada 🙂 Bana göre 7 yaşından itibaren çocuklara sosyal medya eğitimi verilmeli. Daha sonradan marketing ve influencer eğitimleri verilmeli, medya okuryazarlığı gelişmeli. İnfluencer Marketing, çok güzel bir şey Türkiye’de yeni yeni konuşuluyor. Bir markanın temsilcisi olmuş oluyorsunuz. İleride 5 alan ön planda olacak; sağlık, otomotiv, eğitim, telekomünikasyon ve e-devlet…

Influencer olmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Kendileri gibi olsunlar, içeriklerini çok özenli yapsınlar ve Türkçe’ye özen göstersinler, sahte olmasınlar iyi içerikler oluştursunlar.

Çalışan bir anne çocuğa daha mı faydalı olur?

Bence bir kadın kesinlikle çalışmalı ve kadın enerjisini serbest bırakmalı. Kadın çalıştığı için suçluluk duygusu hissetmemeli evde oturup da çocuğuyla ilgilenmeyen anneler de var. Ben çalışın üretin ve başarın diyorum, belki dünyayı siz kurtaracaksınız.

Bir Cevap Yazın

Translate »
%d blogcu bunu beğendi: